TAPU HARCI DÜŞÜK GÖSTERİLDİ YAZISI: NE ANLAMA GELİYOR?
- Eyub Safa Çelik
- 2 gün önce
- 3 dakikada okunur
Son dönemde birçok vatandaş, taşınmaz satışı sonrasında vergi dairelerinden benzer içerikte yazılar almaya başladı. Bu yazılarda özetle; tapu işleminde beyan edilen satış bedelinin, taşınmazın gerçek değerini yansıtmadığı, bu nedenle eksik tapu harcı ödendiği ve belirli bir süre içinde farkın ödenmemesi halinde idari işlemler uygulanabileceği bildirilmektedir.
Bu tür yazılar, uygulamada ciddi tereddütlere yol açmakta; vatandaşlar çoğu zaman herhangi bir cezai yaptırımla karşılaşmamak adına hukuki durumlarını tam değerlendirmeden ödeme yoluna gidebilmektedir. Oysa her somut olayda, idarenin bu yöndeki talebinin mevzuata ve yargı içtihatlarına uygunluğu ayrıca değerlendirilmelidir.
Vergi Dairesi Bu Yazıları Hangi Gerekçeyle Gönderiyor?
Vergi idaresi, tapu harcının taşınmazın gerçek satış bedeli üzerinden ödenmesi gerektiği kabulünden hareket etmektedir. Belediyeden alınan emlak vergisi değerleri, bölgedeki emsal satışlar, kredi kullanılması hâlinde banka ekspertiz raporları, internet ilanları ve piyasa analizleri gibi çeşitli veriler karşılaştırılarak, tapuda beyan edilen bedelin düşük olduğu kanaatine varılması hâlinde mükelleflere bu tür yazılar gönderilmektedir.
Ancak bu noktada önemli bir ayrım bulunmaktadır: Vergi dairesi tarafından gönderilen bu yazılar, çoğu zaman kesinleşmiş bir vergi tarhiyatı niteliğinde olmayıp, mükellefi bilgilendirmeye ve gönüllü uyuma davet etmeye yönelik bir ön aşama olarak düzenlenmektedir.
Bu nedenle, yazının içeriği ve hukuki niteliği dikkatle değerlendirilmeden hareket edilmesi, ilerleyen aşamalarda hak kaybına yol açabilmektedir.
Mevzuat Çerçevesi: Tapu Harcı Nasıl Belirlenir?
492 sayılı Harçlar Kanunu’na göre tapu ve kadastro harcı, taşınmazın beyan edilen devir ve iktisap bedeli üzerinden alınır. Ancak bu bedelin, ilgili taşınmazın emlak vergisi değerinden düşük olmaması gerekmektedir.
Kanunda ayrıca, tapu işleminden sonra beyan edilen bedelin gerçeği yansıtmadığının tespit edilmesi hâlinde, aradaki fark üzerinden ikmalen veya re’sen tarhiyat yapılabileceği düzenlenmiştir. Uygulamadaki tartışmalar da çoğunlukla bu düzenlemenin sınırları etrafında yoğunlaşmaktadır.
Bununla birlikte, Vergi Usul Kanunu uyarınca vergilendirmede esas olan husus, vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetinin ortaya konulmasıdır. Bu çerçevede idarenin, “gerçek satış bedelinin daha yüksek olduğu” iddiasını; varsayımlara veya genel piyasa analizlerine dayanarak değil, somut ve olayla doğrudan bağlantılı delillerle desteklemesi gerekmektedir.
Danıştay’ın Konuya Yaklaşımı: Emsal Karar Ne Diyor?
Bu konuya ilişkin en önemli yargısal değerlendirmelerden biri, Danıştay 9. Dairesi’nin 20.05.2021 tarihli, E.2020/6223, K.2021/3075 sayılı kararıdır.
Danıştay söz konusu kararında özetle;
Sadece emsal satışlar, piyasa analizleri veya üçüncü kişilere ait belgeler esas alınarak,
Satış bedelinin gerçeği yansıtmadığı sonucuna doğrudan ulaşılamayacağını,
İdarenin, gerçek bedelin farklı olduğunu somut, açık ve olayla birebir bağlantılı delillerle ispatlamakla yükümlü olduğunu vurgulamıştır.
Kararda özellikle; satıcı nezdinde karşıt inceleme yapılmaması, fiili ödeme biçiminin ortaya konulmaması ve taşınmazın belediye emlak değeriyle ilişkilendirilmeden tarhiyat yoluna gidilmesinin, eksik inceleme niteliğinde olduğu belirtilmiştir.
Bu yaklaşım, tapu satış bedelinin düşük gösterildiği iddiasının her durumda otomatik olarak hukuka uygun kabul edilemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.
Vatandaşlar Ne Yapmalı?
Vergi dairesinden bu içerikte bir yazı alan kişilerin, süreci yalnızca ödeme yapılıp yapılmaması ekseninde değerlendirmemesi gerekir. Bu aşamada yapılacak en hatalı yaklaşım, idarenin dayandığı veriler incelenmeden doğrudan ödeme yoluna gidilmesidir. Öncelikle;
Yazının kesinleşmiş bir tarhiyat mı yoksa bilgilendirme ve uyum çağrısı mı olduğu,
İdarenin dayandığı verilerin somut, güncel ve ispatlanabilir olup olmadığı,
Somut olayda Danıştay içtihatları ışığında hukuki itiraz veya dava hakkı bulunup bulunmadığı dikkatle değerlendirilmelidir.
Bazı durumlarda pişmanlık hükümlerinden yararlanmak suretiyle işlem tesis edilmesi uygun olabilecekken, bazı olaylarda ise idarenin talebine karşı hukuki başvuru yollarının açık olduğu unutulmamalıdır. Hangi yolun tercih edileceği, olayın özelliklerine göre belirlenmelidir.
Sonuç
Tapu satış bedelinin düşük gösterildiği gerekçesiyle gönderilen vergi dairesi yazıları, her durumda eksik verginin kesin olarak var olduğu anlamına gelmemektedir. Mevzuat hükümleri ve Danıştay’ın yerleşik yaklaşımı birlikte değerlendirildiğinde, idarenin bu tür iddialarını somut ve güçlü delillerle ortaya koyma yükümlülüğü bulunduğu açıktır.
Bu nedenle, hak kaybı yaşanmaması adına her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi, sürelere dikkat edilmesi ve gerektiğinde hukuki destek alınması büyük önem taşımaktadır.




